ÜLKER İŞÇİLERİ İLE DAYANIŞMA ŞÖLENİNDE, GREV YASAĞINA ÖFKE

ÜLKER İŞÇİLERİ İLE DAYANIŞMA ŞÖLENİNDE, GREV YASAĞINA ÖFKE

1920532_332094346988499_70282958730651853_n Şölenimize katılan, dayanışmada bulunan ve emeği geçen herkese, başta belediye çalışaları olmak üzere, hiçbir talepte bulunmadan sahne alan Ayşenur Kolivara, sokak lambası, Aydoğan Topal, Oğuz Bozkuş, Adalılar, insan ve emek topluluğu, tiyatro ekibi ve hak oyunları ekibine teşekkürlerimizi sunuyoruz. 10945638_332095806988353_8791896555635534433_n Şölenimiz tam direniş kürsüsüne döndü. bir Paksan işçisinin, bir belediye işçisinin, Zet Pharma işçisinin söz aldığı etkinlikte akademisyen Nilgün T. Ongan ve Sinan Birdalda bir konuşma yaptı. Genel Başkanımızında konuşma yaptığı şölende işçilerimiz adına konuşmayı Bilal Cansu yaptı. Cansunun konuşması şöyle;ulker-293 SELAMUN ALEYKUM Dayanışma şölenimize hoş geldiniz. Ülker işçileriyle dayanışma şöleni demiştik afişlerimizde ama aslında bugün tüm işçilerin, direnişte olan, grevde olan, hakları için mücadele eden tüm işçilerin şöleni. Sorunlarımız ortak, davamız ortak, kavgamız ekmek kavgasıdır, kavgamız insanca hakça bir yaşam kavgasıdır. Bu nedenle bu şölen hepimizindir. Metal işçilerinin grevi hepimizindir, Danone, Sütaş, Nestle işçisinin mücadelesi hepimizindir. Dayanışma içindeysek, bugün burada bir aradaysak tabi ki bunun adı şenliktir, şölendir, bayramdır. Bugün çok daha kalabalık çok daha coşkulu olabilirdik elbette, hükümetin haklarını aramak için greve çıkan metal işçilerinin grevini yasaklamasını şiddetle kınıyoruz. bu yasaklar bizleri yıldırmaz sadece daha çok öfkelendirir. Bugün burada olsun, 97 gündür fabrika önünde olsun bizleri yalnız bırakmayan, maddi manevi desteklerini bizlerden esirgemeyen herkesin, her kurumun adını burada tek tek anmak ve ayrı ayrı minnettarlığımızı sunmak isterdik ama buna burada zaman yetmez. Tahmin bile edemeyeceğimiz kadar çok insan ve adını bile hiç duymadığımız o kadar çok kurum ve kuruluşla tanıştık ki bu direnişte, aslında ne kadar çokmuşuz, gerçekten kocaman bir sınıfmışız dedik. Ta Rize’ den, Artvin’ den çay işçilerinden, Dersim’ den, Eskişehir’ den, Bursa’ dan hatta Şırnak’ tan, hatta yurt dışından gelen dayanışma mesajları ve destek karşısında bazen hayrete düştük. Sabahat ablamızın, serpil hanımın içimizi ısıtan çorbalardan, hiç tanımadığımız yoldan geçen insanların çadırımıza getirdiği poça, börek ve tatlılardan daha güzelini hiç yememiştik. Dedim ya teşekküre başlarsak bitmez diye. Şunu özellikle söylememiz gerekiyor ama. İlk günden itibaren sesimiz soluğumuz olan, bizimle ekmeğini paylaşan Evrensel Gazetesi ve Hayat TV’ ye ziyarete gittiğimizde onlara desteğinizden dolayı çok teşekkür ederiz dediğimizde içlerinden biri, teşekkürlük bir durum yok, sizin mücadeleniz bizimde mücadelemiz, siz kazanırsanız bizde kazanacağız. Mücadele eden işçilerle dayanışma içerisinde olmak bizim 2 için bir seçenek değil, bir zorunluluk dediğinde çok etkilenmiştik. O gün söylediklerinin ne anlama geldiğini bugün çok daha iyi anlıyoruz. Siz olmasaydınız, dayanışma olmasaydı bugün burada olamazdık büyük ihtimalle. O yüzden hepimizin şölenine, dayanışmaya hoş geldiniz tekrar. Ülker’ deki direnişimizin hikayesini bugün buradaki herkes az çok biliyor. Bu nedenle uzun uzadıya içerideki çalışma şartlarından, nasıl işten atıldığımızdan, yapılan haksızlıklardan bahsetmek istemiyoruz. Bugün bu ülkedeki işçilerin hemen hemen tamamı aynı sorunları yaşıyor zaten. Bizler sorunları konuşmaktan bıktık artık. Yıllardır fabrikada konuşmaktan, sızlanmaktan başka bir şey yapmadık. Tamam patron suçlu, idareciler suçlu, içerdeki sendika suçlu da, bizde konuşmaktan sızlanmaktan başka bir şey yapmazsak bu işler nasıl düzelecek. Tamam memlekette işsizlik var, tamam herkesin bankalara kredi borcu var. Tamam da biz bir şey yapmadığımız sürece bu borçlar artıyor, ha bire içeri giriyoruz. Haklarımız, maaşlarımız artacağı yerde azalıyor. Şikayet ettiğimiz aynı şeyler, bir şeyler yapalım dediğinizde bahaneler oluyor. Şikayetimiz geçinemiyoruz, borçlanıyoruz. Hadi bir şeyler yapalım deyince, zaten geçinemiyoruz, borcumuz var. Sonuçta daha çok geriye gidiyor, daha çok borçlanıyoruz. İşsiz kalır daha kötü oluruz korkusundan, kazanabileceklerimizi görmüyoruz, hep olumsuz tarafını düşünüyoruz. Halbuki birleştiğimizde kaybetme şansımız yok. Mücadele etmeden yenilgiyi kabulleniyoruz. İşte bunu göstermek için bir kıvılcım çakalım istedik. Kaybetmek bıktığımız için, söylenmekten bıktığımız için bir mücadele başlattık. Asla pişman değiliz. Bugün 97 gün öncesine göre çok daha kazançlıyız, daha gururluyuz, daha umutluyuz. Keşke bugün burada daha çok Ülker işçiçisi olsaydı. Ama biz kalplerinin burada bizimle olduğunu biliyoruz. Ve buradan fabrikadaki 3 arkadaşlarımıza birkez daha seslenmek istiyorum. Birleşen işçiler asla yenilmez. Birleşince yenilmez olacağımızı bilen patronlar ve onların işbirlikçisi sendikalar, bizleri bölmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Dini duygularımızı kullanıyorlar. Sağcı solcu diye bölüyorlar. Hemşericilik yapıyorlar. TÜYAP’ ta Ali Ülker’ e, bize haksızlık yapıldı, işten atıldık dediğimizde bize, sizin gibi insanların DİSK’ te ne işi var, yanlış yapmışsınız diye cevap verdi. Emeğin sağı solu olur mu? Sendikanın sağcısı solcusu olur mu? Patronlar birleşiyor da, biz neden bölünüyoruz. Bakın metal patronları birleşmiş MESS’ te. İşçiler neden birleşemiyor. Bakın 7 yaşındaki yeğenim Selim’ in okulda yazdığı bir mektup vardı. Şöyle yazmıştı; başlık, dünyayı değiştiriyorum. Herkes iyi kalpli olsun. Babamgili yeniden işe alsınlar. Tatil olunca babamla ve elifle vakit geçirmek istiyorum. Çok çalışkan olmak istiyorum. Büyüyünce işten atılmak istemiyorum. Hepimiz Selim’ in hayal ettiği dünyayı istiyoruz. Bizim derdimizi de bütün işçilerin derdini de selim en saf hali ile anlatmış mektubunda. İşten atılma korkusuyla değil de, çocuklarımızla vakit geçirebileceğimiz, insanca yaşayabileceğimiz, herkesin iyi kalpli olduğu yani sömürünün olmadığı bir dünya istiyoruz. Mücadelemiz bunun içindir. Ülker, Nestle, Çaykur, Metal Grevi, tüm işçiler, emekçiler, hepimiz bunu istiyoruz. İstiyoruz ama biliyoruz ki istemek yetmez. Çadırımıza hediye edilen bir kitapta güzel bir söz vardı. “Güzel günler bize gelmez, diyor işçi B, biz güzel günlere yürümedikçe.” Direniş çadırımız, okul oldu bize, üniversite oldu. 80 yaşındaki Adnan Özyalçıner abimiz geldi çadırımıza. 60 lı yılardaki Paşabahçe 4 grevini anlattı şiirler okudu bize. Boğaziçi üniversitesinden Nilgün hanımefendi hocamız defalarca geldi. Üniversitelerden öğrencilerle sabahladık çoğu kez. Okul harçlıklarını kumbaralarda biriktiren ve direnişe sunan liseli gençlerimiz. Sesimizi TBMM’ ye taşıyan milletvekilimiz Levent Tüzel, kermesler düzenleyen kardeşlerimiz, ptt işçileri, bugün bu salonu hazırlayan belediye taşeron işçileri, hangi birini anlatalım. Hangi birini diğerinin önüne koyalım. 97 gündür çayımızı demleyen, sobamızı yakan, çadırımızı bekleyen, hayata karşı direnişine Ülker direnişinide ekleyen murat abimizin hakkını nasıl ödeyebiliriz. Hangi birini sayalım, hangi birirni anlatalım. Anlatamayız burada. Ama Ülker işçisinin yalnız olmadığını, sınıfın bir parçası olduğunu, metal işçisinin grevinin bizim de grevimiz olduğunu, birleştiğimizde, mücadele ettiğimizde, dayanışma içinde olduğumuzda mutlaka kazanacağımızı, semih’in dediği gibi dünyayı değiştirebileceğimizi, sömürülmediğimiz, insanca yaşayabileceğimiz bir dünyanın mümkün olduğunu anlatacağız bulunduğumuz her yerde. 97 gün önce daha ilk gün, direnişe başladığımız gün kazanmaya başladığımızı biliyoruz. Her gün yeniden kazanıyoruz. Ziyaretimize gelen liselilerden birinin elide “direnişin tadı çikolatadan tatlı” yazıyordu. Gerçekten sömürüye karşı direnmek çok güzel. Onu alt etmek, yok etmek daha da güzel olacak. O günleri de göreceğiz inşallah. Allahın izniyle biz kazanacağız. İşçiler kazanacak. İşçilerin birliği, sermayeyi yenecek. Yaşasın iş, ekmek ve özgürlük mücadelemiz.. ]]>

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir