ÜLKER' DE 70. GÜN

ÜLKER' DE 70. GÜN

984258_322433267954607_3770884495803640709_n 27 Ekim’ de, bundan tam 70 gün önce, dünya devi Ülker, anayasal hakları olan sendika seçme özgürlüğünü kullanan ve Öz-Gıda İş sendikasından istifa ederek sendikamıza üye olan on işçi arkadaşımızı aynı gün işten çıkarmıştır. 70 yıllık Ülker, sessiz sedasız evlerine gitmeleri durumunda kıdem tazminatlarını ödemeyi teklif etmiş ancak, işçilerimiz kendilerine yapılan haksızlık ve saygısızlığa karşı onurlu bir şekilde direnmeyi, yıllarını verdikleri işlerine geri dönmek için mücadele etmeyi seçmişlerdir. Ülker’in 70. Kuruluş reklamlarıyla işçilerin üzerindeki baskı ve sömürü çarkını örtmeye çalışan Murat Ülker, önce avukatları sonra işbirlikçisi Öz-Gıda İş aracılığı ile basına, işçilerin işyerinde uyudukları, ahlak kurallarına uymadıkları gibi gerekçelerle işlerine son verildiğini açıklamıştır. Kısa süre öncesine kadar performans ödülleri alan 10 ile 20 yıllık işçilerin aynı gün, sendikamıza üye oldukları gün, ahlaksızlık yaptığını iddia ederek gerçekleri saptırmaya ve gizlemeye çalıştılar. Ülker fabrikalarında mızrap çuvala sığmıyor. Gerçeklerin üzerini örtmek ve kapatmak imkânsız hale geldi. 70. Kuruluş yıldönümü vesilesiyle kullandıkları slogan “Mutlu Et, Mutlu Ol”un cilası kısa zamanda döküldü ve bu sloganın arkasındaki gerçek sömürü çarkı ortaya çıktı. 70. yılında dünyanın üçüncü büyük gıda devi olmakla övünen Ülker, reklamlarında “Mutlu Et, Mutlu Ol”, “Her Ülker’in içine bir mutluluk anı gizledik” gibi şirin sloganlarla, fabrikalarındaki kölelik şartlarını, hukuksuz çalıştırmayı gizlemek istediler. 70 gündür kar-kış demeden fabrika önünde bekleyişlerini sürdüren işçilerimiz bu tekere bir çomak sokmuşlardır. Günde 12 saat, asgari ücret düzeyinde maaşla çalışan, çoğu taşeron, yine çoğu bel, boyun fıtığı olan, çoluk çocuğunun yüzüne hasret kalan tüm Ülker işçilerinin sesi olmakla kalmamış, onlara gidilecek yolu da göstermiştir. 70 gündür burada içerideki arkadaşlarına seslenen işçilerimiz, büyük bir inanç ve sabırla, işlerine geri dönmenin yanı sıra, Ülker işçisinin birliğini ve ekmeğini büyütme mücadelesi vermektedir. Bu onurlu yolda 70 gün öncesine göre 70 kat daha kararlı ve daha güçlüyüz. İlk günden itibaren bir an bile karamsarlığa kapılmadık, bir an bile yalnız kalmadık. Çadırımız hiç boş kalmadı, dayanışma için gelen sınıf kardeşlerimiz hiç eksik olmadı. İnşaat işçilerinden nakış işçilerine, üniversite hocalarından liseli kardeşlerimize, Dersim’den, Rize’den, Nestle işçilerinden ve daha birçok yerden gelen maddi manevi desteklerle dosta düşmana, kazanacağımızı, her gün yeniden kazandığımızı göstermiş olduk. Bedaş, ICF, Zet Pharma, Sütaş, Nestle, Maltepe Üniversite Hastanesi, Dora Otel, Mersin Belediye İşçileri nerede bir direniş varsa kendi direnişimizin bir parçası, bir devamı gördük. Yüreğimiz oralardaki kardeşlerimizle birlikte çarptı. 2014 yaklaşık iki bin işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği, sendikal hak ve özgürlüklere saldırının yoğunlaştığı bir yıl oldu. 2014 işçi eylemlerinin, direnişlerin, sendikal bürokrasiye karşı mücadelenin yılı oldu. Asgari ücrete yüzde altı zammın yapıldığı 2015 yılı mücadelenin yükseldiği ve işçilerin sesinin daha gür çıktığı bir yıl olacak. Ülker işçisi de 70 gün öncesine göre daha güçlü ve daha umutludur. Buradan Ülker patronlarına bir kez daha sesleniyoruz. Atılan işçiler geri alınsın, işçilerin sendika seçme hakkına saygı gösterilsin, hukuksuz ve kuralsız çalışma son bulsun. Direnişteki işçilerden Murat Topal ise şöyle konuştu;Öncelikle bugün burada bizleri yalnız bırakmayan herkese, her kuruma teşekkür etmek istiyorum. Aslında teşekküre gerek yok aslında. Çünkü biz bu 70 gün içerisinde anladık ki, bizim Ülker de yaşadıklarımızın aynısını nestle işçisi de yaşıyor, sütaş işçisi de yaşıyor, danone işçisi de yaşıyor, nakış işçiside yaşıyor, belediye işçisi de yaşıyor, metal işçisi de yaşıyor, hatta öğretmenler, hemşireler yaşıyor. Sorunlar hep aynı olduğu için bütün işçilerin mücadelesi de ortak olması gerekiyor. Birimizin kazancı hepimizi etkiliyor, umutlandırıyor. Birinin direnişi diğer işçilere güç veriyor. Üniversitelerden, liselerden pırıl pırıl gençler geliyor destek veriyor. Bizim sorunlarımızın çözümü de sizin kazanmanıza, işçilerin kazanmasına bağlı diyorlar. Kumbaralarla okul harçlıklarından paralar toplayıp getiriyorlar. 70 günde anladık ki gerçektende bir emek sınıfı var, işçi sınıfı ve emekçiler var. Bir de patronlar sınıfı var. 70 gün önce biraz farklı düşünüyorduk, Murat Ülker’ den umutluyduk. İşçilerin sorunlarını müdürler ve sendikacılar doğru aksettirmiyorlar. Murat Ülker sesimizi duyduğunda hem haksız yere işten atılmamıza karşı çıkacak hem de içerideki sorunlar azda olsa düzelecek diye düşünüyorduk. Hatta 20 gün sonra görüşme talep ettiğinde çok heyecanlanmıştık. Danışmanını göndereceğini, araştıracağını söylemişti. Gelen danışmanın bize söylediği koskoca ülker’ i sizmi düzelteceksiniz oldu. Anladık ki tüm bunlar moralimizi bozmaya dönük, oyalama taktikleri. Buradan Murat Ülker’ e iki çift lafım var; Bak Ülker bey, koskoca Ülker olabilirsin, on binlerce işçinin sırtından koskoca bir dünya devi olmuş olabilirsin. Ama bu kış günü on işçiyi sırf senin sendikandan istifa edip kendi istedikleri sendikaya üye oldular diye işten attın ya, hele ki bunlar ahlak kurallarına uymadıkları için işten atıldılar diye açıklamalar yaptırdın ya, gerçek yüzünü göstermiş oldun. Duvara çarptın Ülker bey. Bu adaletsizlik daha fazla sürdürülemez. Biz sadece bütün Ülker işçisinin sesi olalım dedik. İlk adımı attık. Artık ok yaydan çıktı. İşimize geri dönmediğimiz sürece, İçerideki şartlar düzelmediği sürece, size de rahat yok artık. Ülker işçisi direnişin tadını aldı bir kere. Evet ben, gariban murat topal, Bilal Cansu, cem benli, ve diğerleri, hepimiz. Bütün işçiler, biz büyüğüz biz. Her gün biraz daha güçleniyoruz. Ve biz kazanacağız. ]]>

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir