Home / Slide / Krizin ve Salgının Faturası Patronlara! Örgütsüz ve Sendikasız Olmak Salgından Daha Tehlikelidir!

Krizin ve Salgının Faturası Patronlara! Örgütsüz ve Sendikasız Olmak Salgından Daha Tehlikelidir!

Salgının faturasının işçilere kesilmesine tepki göstererek, İstanbul Avcılar’da Marmara Caddesi’nde basın açıklaması yaptık. Açıklamayı DİSK Yönetim Kurulu Üyesi ve Sendikamız Genel Başkanı Seyit Aslan gerçekleştirdi.

Krizin ve Salgının Faturası Patronlara! Yeni Normali Kabul Etmiyoruz!

Örgütsüz ve Sendikasız Olmak Salgından Daha Tehlikelidir!

“Salgın dünyanın her tarafında, işçi ve emekçileri vurmaya devam ediyor. Ülkemizde de durum farklı değil, hatta daha ağır koşullar yaşanıyor. Salgın süresince evde kal çağrıları sadece işçiler için geçerli olmadı. Her koşul altında üretim sürmeli ve “sürü bağışıklığı” anlayışı ile çarklar ölümüne döndü. Aylardır işyerlerinde önlemler alınmıyor, salgın yayılıyor çağrılarımız ise yanıtsız kaldı. Yüzlerce işçi arkadaşımız alınmayan önlemler nedeniyle salgında hayatını kaybetti. Son bir hafta içinde işkolumuzda üretim yapan Gedik Piliç, Kerevitaş, Ülker, Çaykur, Aroma ve daha onlarca işletmede iki yüze yakın işçinin testi pozitif çıktı, bunlar sadece bilinenler.

Salgına rağmen fabrikalar çalışıyor. Sokağa çıkma yasakları süresince öncelikli olmayan binlerce fabrika valilikler ve kaymakamlıklardan izin alarak üretimi sürdürdü. Ne valilikler, ne kaymakamlıklar gerçekten zorunlu üretim var mı, yok mu bakmadılar. İsteyen her patrona izin vererek fabrikaların çalışmasını onayladılar. Fabrikalar bu süreçte denetimsiz ve kontrolsüz biçimde çalışmaya devam etti. Yemekhaneler, tuvaletler ve servisler hijyen kurallarından uzak, yeterli önlem alınmadı. Günlük bir maskeyle işçiler çalışmak zorunda kaldı, maskeleri yıkayın yeniden takın diyen patronlar oldu. Her şeyi maliyet olarak gören bu anlayış, işçilerin can güvenliğini hiçe saymaktan çekinmedi.

Salgın süresince milyonlarca işçi işsiz kaldı, milyonlar günlük 39 TL ile geçinmek zorunda bırakıldı. İşçiler ücretsiz izne çıkarıldı, yıllık izin hakları gasp edildi. Kısa çalışma ödeneği altında işçiler tam gün çalıştırılarak yarım gün ücret ödendi. Kronik hastalığı olanlar çalışmak zorunda kaldı. Bu süreçte işten atmalar durmadığı gibi, işyerlerinde hak gaspları arttı. Patronlar kısa çalışma ödeneği için başvurduğu ve üç aylık ücretsiz izne çıkarılan işçileri işyerlerinde kaçak çalıştırmaya devam ettiler. Ücretsiz izne çıkarılan işçilerin sigorta primleri ise karşılanmıyor. Evden çalışma ve esnek çalışma yaygınlaşarak sürüyor.

On binlerce tarım işçisi ve mevsimlik işçi belirsiz koşullar altında ve hiçbir önlem alınmadan üretime başladı. Tarım işçileri en zor koşullarda, elektriksiz, susuz gruplar halinde çadırlarda yaşamak zorunda bırakılıyor. Son üç ayda 900 bin hanenin elektriği kesildi, 118 bin haneye icra takibi yapıldı. Salgın süresince hiçbir hanenin sayaçları kapanmadı diyenlerin mumu yatsıya kadar yandı.

İşçi ve emekçilere her türlü koşulları reva gören, asgari önlemleri bile almayan patronlar kendi yüksek güvenlikli evlerine çekildiler. Doktorları yanı başında sağlık hizmeti aldılar, özel araçları, uçakları ile dolaştılar, işçiler ise çarklar arasında ezilmeye ve ölmeye devam etti. Sağlık bakanı yeni normalimiz diyerek tüm halkı ‘sürü bağışıklığına’ alıştırmaya çalışıyor. Parklar ve deniz kenarlarında oturmak, gezmek yasak ama AVM’leri açmak, futbol liglerini başlatmak, fabrikalarda kesintisiz çalışma serbest. Turizm Bakanı iç turizmi açma telaşına düştü. Yeter ki paranın muslukları aksın, gerisi teferruat. Salgını fırsata çeviren iktidar, sermaye ile birlikte yeni saldırı hazırlıkları yapıyorlar. Sermaye ve iktidar için fırsat olan her şey, işçiler için daha ağır ve kuralsız çalışma, hak gaspları demektir.

Salgın sürecinin başından beri, patronların kasasına milyarları akıtan iktidar, işçi ve emekçilere gelince zırnık koklatmıyor. İşsizlik sigortası fonunda biriken kaynak patronlar için kullanılıyor. MÜSİAD izole kentler inşa ederek adeta işçi toplama kampları oluşturuyor. İşçi toplama kamplarında işçiler ve aileleri bir bütün olarak üretim sürecine entegre edilerek kesintisiz, sendikal haklardan yoksun, çalışma koşullarının sınırsız ağırlaştığı bir çalışma düzeni yaratmaya çalışıyorlar.

MESS akıllı çip uygulaması ile işçilerin her hareketini kontrol altına almaya çalışarak köle sahibi gibi davranıyor. Ne MÜSİAD’ın, ne de MESS’in uygulamalarını kabul etmiyoruz. Sendikal bürokrasi ise pervasızlıkta sınır tanımıyor. İşveren örgütleriyle birlikte sermayenin taleplerini dile getirerek, iktidara şükranlarını sunuyorlar. Kimi sendika bürokratı, şirketlerin marka değerleri düşmesin diye, testleri pozitif çıkan işçileri hedef alarak, yaşananları gizleyerek patronlar adına konuşmaktan, patronlara yeterli önlemleri alıyorlar övgüleri dizmekten çekinmiyorlar. Sermaye işçilerin örgütsüzlüğünden yararlanarak hakları gasp ediyor. İktidar buna uygun yasalar ve zemin hazırlıyor.

İktidarın uygulamalarına, sermayenin saldırılarına ve sendikal bürokrasinin ihanetine karşı örgütlenerek karşı koyabiliriz. Salgın koşulları bir kez daha bize gösterdi ki, “örgütsüz ve sendikasız olmak” salgından daha tehlikelidir. İktidarın ve sermayenin yeni koşullarına karşı, başta sendikamızda olmak üzere her alanda işçileri örgütlenmeye ve mücadeleye çağırıyoruz. Biz olmazsak hayat olmaz, biz olmazsak çarklar dönmez. Kendi gücümüzün farkına varalım. Daha insanca çalışma ve yaşam koşulları için mücadele edelim, örgütlenelim.

İktidara bir kez daha sesleniyoruz. Sermayenin değil işçilerin ve emekçilerin taleplerini karşılayın. İşçilerin en doğal hakkı olan, sendikal hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırın. Daha demokratik, barajsız sendikal hak ve özgürlükler yasası çıkarın. İşçilere reva görülen günlük 39 liralık sefalet ödeneğine hayır diyoruz. Salgın süresince koronavirüs tespit edilen işyerlerinde ücretli izin uygulansın. Tüm işyerlerinde yaygın test yapılsın, maskeler ücretsiz dağıtılsın. İşten atmalar gerçek anlamada yasaklansın. Covid-19 iş kazası sayılsın, ölen işçilerin aileleri güvenceye kavuşturulsun. İşyerlerinde sağlık koşulları tam uygulansın, dezenfektan, hijyen ve koruyucu malzemelerde süreklilik sağlansın.

Tüm işyerlerinde işçilerin iradesiyle işçi sağlığı ve iş güvenliği kurulları seçimle oluşturulsun, seçimle gelen kurul işyerinde sağlık sorunlarında tam yetkili olsun. İşsizlik fonunun tek bir kuruşu sermayeye verilmesin. Herkese parasız, eşit ve nitelikli sağlık hakkı tanınsın. Sefalet ücreti değil, insanca yaşanacak ücret için tüm ücretler artırılsın, asgari ücret vergi dışı bırakılsın. Ücretsiz izin uygulamasına son verilsin.

Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınsın, sermayeden servet vergisi alınsın. Yoksulluk sınırında yaşayanların, elektrik, su, doğal gaz faturaları devlet tarafından karşılansın. Açıkladığımız bu taleplerin etrafında sendika olarak gücümüzün yettiği her fabrikaya, sanayi bölgesine giderek işçilere sesleneceğiz ve örgütlenme çağrısı yapacağız. Yaşadığımız tüm bu sorunlardan örgütlenerek, birliğimizi sağlayarak, sınıf kardeşlerimizle dayanışarak çıkabiliriz.

Türkiye Gıda Sanayi İşçileri Sendikası
Genel Merkezi Adına Genel Başkan Seyit Aslan

Hakkında admin

Check Also

18 ARALIK DÜNYA GÖÇMENLER GÜNÜ: SAVAŞSIZ BİR DÜNYA, GÖÇMENLERE ACİL SOSYAL KORUMA!

Bugün 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü. Savaşların yarattığı kitlesel göçler sonucunda milyonlarca insan ülkelerinden göç …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir